NOHUT KAHVESİ

Nohut Kahvesi

Çocukluğumda hikayeler pek çoktur çocuklarım işte bir tanesi daha. Size bir de Nohut kahvesi hikayesini anlatayım çocuklarım belki inanmak istemezsiniz. Çünkü kendisi, savaş zamanlarında ortaya çıkan bir içecek aslında. Birinci Dünya Savaşı zamanlarında halk yokluk içindeyken ve yurt dışından hiçbir ürün gelmezken, insanların ince düşüncesi sayesinde ortaya çıkıyor nohut kahvesi. O dönemlerde özellikle Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Işıkeli’de sıkça yapıldığı biliniyor. Tabî nâmı zamanla Işıkeli’den çıkıp yayılıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bir süre daha devam ediyor nohut kahvesinin hâkimiyeti. Sonra, zamanla yerini yeniden Türk kahvesine bırakıyor. Tâ ki İkinci Dünya Savaşı’na dek… İkinci Dünya Savaşı patlak verince, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkileri görülüyor elbet. Savaşa girmememize rağmen, temkinli davranılması gerektiğinden yurt dışından ithal edilen ürünler sınırlanıyor, kahve çekirdeği de gelmez olunca nohut yeniden fincanlardaki yerini alıyor. Ardından 70’li yıllarda, yine ekonomik önlemler söz konusu olduğunda beliriveriyor mutfaklarda nohut kahvesi. İşte uzun süre nohut kahvesi içti bizim insanımız, daha tatlı diye değil de yokluktan işte. Çocukluğumda bana bu kahveden de vermiyorlardı pek. İstediğimde ise erken bıyıkların çıkar sıkıntı çekersin derlerdi de çok inanmazdım onlara. Hep kahveyi benden esirgiyorlar, kendileri daha çok içmek istiyorlar diye düşünürdüm aklımca, biraz da haklıydım galiba. Ne de olsa o zaman ki anlayış; “erkek çocuk kahve içse ne olur, içmese ne olur”

Sevgili çocuklarım, hayata bakış açınız yavaş yavaş açılmaya başladı ve giderek te güçlenecek. Size yoğun bir şekilde yükleniyorum gibi gelmesin bu hayat sürecinde. Bakın, bazı şeyleri ben size öğretebilirim. Bazılarını da kitaplardan öğrenirsiniz. Ama bazı şeyler vardır ki, mutlaka görmeniz ve hissetmeniz gerekir. İşte görmeniz ve hissetmeniz gereken olaylardan, durumlardan zarar görmemeniz amacıdır bütün gayretim. Ufak hatâlar nice canlara nice mallara zarar vermekte. İşte önünüzde tabelalar ve altında babanızdan ufak uyarılar. Dönülmesi gereken yerde dönün, dönülmemesi gereken yerde ise durmayın yürüyün. Hele hele ters yöne hiç girmeyin. Mutlaka olmasa bile mutlakaya yakın zarar görürsünüz unutmayın. Sevdiğim bir söz var duyduğumda her zaman. “Allâh’a emanet olun”. Bizim etimiz ne, butumuz ne çocuklarım. Bu dünyadan varın sizde yeterince faydalanın. Ekmek olacaksanız eğer fırınlarda hamur iken pişin, kızarın. Yoksa gereksiz yerde gereksiz bir biçimde ne olur yanmayın, kızarmayın! Her zaman “Allâh’a emanet olun”.

 

 

“Her zaman yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. Ve sakın unutma, ne yaşattıysan elbet birgün yaşarsın.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir