BAŞA GELEN BELALAR

Başa Gelen Belalar

Başınıza istenmeyen bir olay veya belâ gelirse eğer durun düşünün biraz. Ya kaderden ya da bendendir deyin. “Kadere bir şey denemez ve nedeni de bazen pek anlaşılamaz ama benden olabilir mi?” diye biraz sorgulayın kendinizi. Ben bu konuda neler yaptım neler yapmadım? Bu durumun olmaması için neler yapabilirdim ve neleri yapmadım, yapamadım? Mehmet Âkif der ki; “Tarih tekerrürden ibârettir diyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”  Büyükleri dinlemiyoruz, küçükleri ise hiç dinlemiyoruz, nasîhat istemiyoruz, yaşanmış hikayelerden ibret almıyoruz, doğru olana kulak asmıyoruz, yanlışta ısrar ediyoruz, kurallara uymuyoruz, ahlak kurallarını umursamıyoruz. Anne babayı dinleyin biraz, akrabaya kulak verin az az, öğretmenlere uyun, kötü arkadaşlardan ve kötü ortamlardan biraz uzak durun. Göreceksiniz ki yaşantınız bambaşka olacak. Olan oldu, biten bitti, kırılan kırıldı ise eğer, “bundan sonrası için neler yapabilirim ve neler yapmalıyım?” demeye bakın. Başka belâların gelmemesini istiyorsanız eğer…

22 yaşında bir genç iki  devriye aracının yanından geçerken polislerin çocuklara araçlardaki ekipmanları tanıttıklarını görmüş. Durup ilgi ile dinlemeye başlanmış. İyice meraklanan genç sistemin nasıl çalıştığını sormuş. Polis memuru daha iyi izah edebilmesi için ondan herhangi resmi bir kimlik vermesini rica etmiş. Genç adam ehliyetini vermiş. Bilgiler girildiğinde onun 2 yıl önce yapılan silahlı soygun suçu ile arandığı ortaya çıkmış. Tutuklanıp hapishaneye gönderilmiş.

Bir motorcu aşırı hız yaptığı sırada radara yakalanır. Kısa sürede 50 $ trafik cezası makbuzu postadan eline ulaşır. Cezayı ödemek yerine yerel polis merkezine 50 $  fotoğrafını gönderir. Sonraki hafta, içinde bu kişiye kelepçe fotoğrafı olan bir zarf gelir.  Ertesi gün cezayı öder.

Bazı hatâlar vardır affedilir, bazı hatâlar vardır affedilmesi için bir karşılık olması gerekir. Bazı hatâların mutlaka karşılığı vardır beklenir. Sadece zamana bırakılır ve gerçekleşmesi an meselesidir.

Sakın ola; “Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.” (Konfucyus). Eşikler o kadar çok kirli ki, eşiklere kir atan birileri o kadar fazla ki kendi eşiğimizi temizleyeck zamanı bulamıyor insan çoğu kez. Siz siz olun kimseyi yadırgamayın, kimseyi aşağılamayın ve kimseyi hor ve hâkir görmeyin. Düşmeyen ve kalkmayan sadece bir kişi. İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri, yoksa; insan büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri anlamıyor çoğu zaman. Bir ucundan başlamak ve bir ucuna tutunmak lazım. Ancak o ucu iyi seçmek gerek.

Kızılderililerin hayatıyla ilgili bir belgeselde önemli bir kare. Beş kişilik bir Kızılderili ailesinin reisi balık avına çıkıyor. O gün şanslı ki 6-7 tane balık avlıyor. Fakat aile mevcudu beş ve kişi başına bir balıktan fazla düşüyor. Bir kişiye bir balık yeter diyerek fazladan avladığı balıkları ölmeden suya geri bırakıyor. Dışarıdan baktığımızda ne ilkel hayatları var diye burun kıvırdığımız Kızılderili, en ileri medeniyet dersini veriyor. ”İhtiyacımızdan fazlasını doğadan almak, hırsızlıktır.” diyor… Biz modern zamanların insanları, göz hakkından fazlasını alıyoruz doğadan. Toprağını, ağacını, balını, balığını, arısını, kuşunu, börtü böceğini tüketiyor, tükeniyoruz.

Her şeyin bir küçüğü, belki bir önemsizi veya az değer biçileni var. Bazı değerler zamanla daha da yoğunlaşır.Ama iyi yönde ama kötü yönde. Lüferin 10 cm’den küçük olanına ”defneyaprağı”, 10-15 cm arasında olanına ”çinekop”, 15-20 cm arasındakilere ”sarıkanat”, 20-30 cm’den sonrakilere lüfer, daha büyüklere ise ”kofana” deniyor. 20 cm’in altındaki lüferin yani sarıkanat’ın, çinekop’un, defneyaprağı’nın avlanması yasak. Çünkü 20 cm altındaki bu balıklar üreyecek erişkinlikte değiller. Dolayısıyla çinekop ve sarıkanat avlandıkça lüfer tükeniyor, çoğalamıyor. İşte her şeyin bir küçüğü, bir büyüğü ve her durumun bir başlangıcı ve sonu var. Günâhın veya hatânın küçüğünü görmeyip büyümesine aldırmamak daha büyük hatâların ortaya çıkmasına neden olmakta. İyi yönde veya kötü yönde her başlangıca önem vermeli. Ama engellemek için, ama desteklemek için. Çocuklara küçükken daha çok değer vermek gerek. Şekillendirmek için, değerini arttırmak için. Başa bir bela gelirse eğer biraz düşünmek gerek, “nerede ne hatâ yaptık”? diye.

İnsanlar hata edebilir, hataları çok ta büyük olabilir. Hatalar isteyerek te olabilir istemeyerek te. Önemli olan hatâdan bir an evvel dönebilmek. Büyük hatâların işlendiği fark edilirse eğer öncelikle bu kişileri uyarmak gerek ve ilk aile büyüğüne (öncelikle babasına veya annesine, ağabeyine veya amcasına, vs…) bir an evvel haber vermek. Bazı hatâlar var ki devam etmekte. Her küçük hatânın büyük hatâya açılan bir kapısı, her küçük günâhın büyük günâha yol açtığı bir kapısı varsa eğer bu kapıları bir an evvel kapatmak gerek. Kapanmazsa eğer delik öyle bir büyür ki artık tıkanamaz hale gelir. Hatâlara dikkat, günahlara dikkat, hatâdan bir an evvel dönmeye gayret.

Kendine olumsuz bir nazarla bakmamalıdır insan. Çünkü nazar gerçekleşen bir duadır. İnsanın kendine olan bakış açısı ve nazarı onun halini ve geleceğini belirleyen önemli etkenlerdendir. Her olayı güzel ve hayıra yormalı, karamsar düşüncelerden uzak kalmalı ki insan, olayların gidişi daha güzel şekillensin ve sonuçlansın. Düzeltilmesi gereken ilk şey zorlu dış dünya değil, bakış açımız yani kendi iç dünyamızdır.

 “Vazgeçilmeyen, örtülmeyen günahlar, hatalar ve kanunsuzluklar eninde sonunda onu işleyene ve çevresindeki kişilere dönerek Bumerang olur”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir